25’ten önce 25

2018 için yaptığım liste
( https://benaylin.wordpress.com/2018/01/29/2018-hedefleri/ )

eylül ayında şu haldeydi
( https://benaylin.wordpress.com/2018/09/02/ilerleme-kontrolu/ )

Şimdi ise şu sonuca ulaştı;

Madde 13 Aida’yı Bosna’da ziyaret et –> x
Madde 16 Kendi paranı kazan –> x
Madde 18 Kapadokya’ya git –> x

20’de 17 ile neredeyse yüzde seksenlik başarımı kutluyorum! Ve bu liste olayının aslında işe yarayabileceğini fark ediyorum. 2019’un dört Mart’ında. Geç olsun güç olmasın. Listemdeki hiçbir şeyi lsiteden gitsin diye yapmadım. Hepsi cidden istediğim şeylerdi o yüzden oldu. Olmayanlara da cidden çok üzülüyorum çünkü ne zaman konusu açılsa plan yapmaya kalkıştım ama hep karşıma bir engel çıktı.

Bu yüzden 25’den önce 25 listesi yapıyorum. Yaaappptım! 25’ini de bu akşam yanı 4 Mart’ta bitirmesem de en azından başlayacağım. Kayıp iki ayım var. Ama kayıp olarak görmüyorum bu ayları çünkü son iki senedir ocak ve şubat ayları benim için çok sıkıntılı geçiyordu. Bir sene daha yani üçüncü kere kötü geçmesine göz yumamazdım o yüzden bolca kendime vakit ayırdım. Ve laneti kırdık çok şükür!

madde 1:                   (Bir önceki sene neleri yapamadıysan
madde 2:                  sonraki senelerde liste başına ilk
madde 3:                    onlar yazılır)
4:  Her zaman 25’den önce iş ya da aşk ikisinden birini halletmek istemişsindir. Ama bunun temelinde şu düşünce yatıyor biliyorum, ”25’den önce bir yola gir. Yaprak gibi salınma ortalıkta”
5: Çizim tarzını belirle. En azından çalış. 2018’de daha çok çizim yaparak, bir tablet alarak, bilgisayarını yenileyerek güzel şeyler yaptın. Şimdi yatırım yaptığın şeyin meyvelerini almak için çalış. Çok severek yapıyorsun biliyorum. Belki bu yola gireceksin ve madde 4 de kendiliğinden ortadan kalkacak.
6: Çizimle para kazan. Hayatını kazan demiyorum. Bi yarışmaya gir hediye çeki kazan. Bi kartvizit yap harçlık kazan. Yeter ki yap. Miktarı hiç önemli değil.
7: Şu an aklında toparlayamadığın kelimeler ve düşüncelerle içinden geçen bir şey var. Güçlü tutmaya çalıştığın bir şey. Onu güçlü tut.

8:  
Kararsızlığı bırak. Bu artık senin karakterinin bir parçası olmasın lütfen. Neyi seçersen seç aklında hep seçmediğinde kalacak. Kabul et.
9: Ailenle uzun bir tatile çık.
10: Piyano al.
11
Bir senede en az 5 kere mektup attığın bir mektup arkadaşın olsun.
12: Hiç umudum yok ama Ehliyet al. Biliyorum ihtiyacın yok gibi hissediyorsun ama sahip olduktan sonra ihtiyacın olduğunu anladığın bir şey ehliyet. Hayattaki çoğu şey gibi. İnanılmaz daha özgür olacaksın. Kendine güvenmen yıllar alacağı için ne kadar erken o kadar iyi. Zaten korkusuz olacak yaşı geçtin. Daha fazla erteleme.
13: Daha çok yardım yap. Her zaman yolda biri çıkıyor ellerini açmış. Her sabah cebinde bozukluk, nakit para olsun. Gün içinde onu vermiş ol. İki gün dışarı çıkmadıysan, o iki gün dışarıda olsaydın harcayacağın parayla mama al.
14: Kayak yapmayı öğren. En tepeye çıkmaktan korkma.
15: Spor yap
. Kriter şu ki, 3 ay olmalı. Belli bir düzende olmalı, belki haftada 3 belki 2 defa. Yoga ya da plates bile olabilir. Hatta plates olursa süper olur!
16: Padcasti bırakma! Rakam vermek istemiyorum ama hatırı sayılır bir dinleyici kitlesiyle kendi tarzını oluştur. Sen böyle yayınlayıp yayınlayıp sildikçe hiçbir şey ilerlemeyecek. Ya yanında birini bul, ya da artık biraz kendine güven ve bölümlerini silme.
17: Başkalarının ya da başka şeylerin üzerinden kendini tanımlamayı bırak. Senin bir parçan olması değil bahsettiğim. Dört sene boyunca bir mekan ve ünvanın senin kim olduğunu tanımlamasına izin verdin. Şimdi yine kendi sesini duymaya başlıyorsun. Ama hayat devam ettiği için elbette yine bir şeylere dayanacaksın. Ama kimliğinin onun üstüne kurma. O dayandığın şeyler sadece senin bir parçan olsun. İskeletin değil. Ve 15 yaşına geldiğinde bu iskeleti oluşturan 5 şey say!
18: En az 3 müze gez.

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Gap year

Diğer ülkelerde gap year denilen şey lise ile üniversite arasında, kendini bulmak için bir yıl ara vermek olarak geçiyor sanırım. Bu boşluğu ben de vermiştim ama kendimi tanımaktan ziyade daha iyi bir üniversite için çalışmaya harcamıştım bu süreyi. Kilo almıştım. Üniversiteye başlayan arkadaşlarımla arama mesafeler girmişti ve hepsi bir yandan zorluk çekip diğer yandan mutlulardı ya da mutlu görünmeye ya da olmaya çalışıyorlardı. Ne zaman uzun süre kendi kendimle kalsam yaşadığım özgüven düşüklüğünü yaşıyordum. Tek bir şeye odaklanmak için çok uzun bir süre gibi gelen koca bir yılı değerlendirmek için piyano öğrenmeye başlamıştım ama bir yılın aslında o kadar da uzun bir zaman olmadığını anlayınca devam edememiştim. Ve son olarak inancımın belki de hayatım boyunca en güçlü olan yılıydı. Kötü hissettiğimde de, iyi hissettiğimde de inancıma sığınabilmenin sevinci vardı. Kocaman bir bilinmezliğe üniversiteye adım atarken elimde olan tek şey tevekküldü.

Geçmişi bu kadar uzun anmayı beklemiyordum. Şimdi ise üniversiteyi bitirdim, beni mutlu edecek mesleğin ne olduğunu bildiğime inanıyorum, şansla ya da araya birini koyarak değil dört sene boyunca çalışarak hak ettiğim şeyler doğrultusunda şu an çok ufak bir çabayla o mesleği yapabileceğimi düşünüyorum. Tek bir şey eksik.

Cesaret.

Haziran ayında mezun olduğumda bir yıl ara vermek gibi bir niyetim yoktu. Şu üç ayı olabildiğince boş, bir o kadar da daha sonra fırsat bulamayacağım şeyle dolu olarak değerlendireyim ki eylül geldiğinde hayatıma devam edebileyim diye düşünüyordum. Eylül geldi Ankara’da hiçbir sorumluluğum olmadan sadece gezmek ve yapamadığım şeylere vakit ayırmak eğlenceli geldi. Bu yüzden ben gezerken birden Kasım oldu. Hadi dedim artık yeter iki ay gezdin tozdun tam kafamda bir şeyleri netleştirdim harekete geçicem çat! Heves kırıcı bir gelişme… Ondan toparlanmam ve şevkimi yeniden kazanmam yine bir ayımı aldı. Aralık gelince tatil ile karışık daha önce hiç yapmadığım bir şeyi deneme fırsatı ele geçirdim ve bunu değerlendirdim zaten yılbaşı yaklaşırken hiçbir işe başlayamazdım. Yılbaşından sonra bir şeylere başlaman lazım. Olması gereken bu. Ve işte buradayız. Yılbaşı geçti 11 gün oldu ve ben şevkimi çoktan kaybettim. Ayrıca kayboldum.

Şu an düşünüyorum da acaba haziran’da mezun olduğumda bu günden itibaren bir sene ara veriyorum her şeye diye düşünüp, bu bir sene için bazı kararlar alsaydım her şey daha mı güzel olurdu. Yani şu ana kadar güzeldi ama daha verimli mi olurdu?

Yani 6-7 ay geçti ve ben ne yaptım?

Kendi başıma yaz tatili yaptım. Farklı zamanlarda farklı sürelerde 4 farklı şehre tek başıma yolculuk ettim.

Hiçbir şey yapmamanın bokunu çıkararak bir hafta evden çıkmadığım oldu.

Kitap okuma alışkanlığımı geri kazandım.

Çizim, tasarım konularına yoğunlaştım. Buraya bir madde ekleyebilecek kadar yoğun değil ama benim için alternatif bir yol olabileceğini anlayacağım kadar bir şeyler becerebildiğimi öğrendiğim için ekliyorum.

Galiba bu kadar.

Acaba sürekli çalışma hayatına atılmak kafamın bir kenarında olmasaydı bu 6-7 ay daha farklı bir şekilde bitebilir miydi? Sanırım çizim konusunda bir kurs almak dışında ekstra hiçbir şey yapmazdım.

O yüzden kendi kendime şunu aşılamaya çalışıyorum son zamanlarda.

Hayır Aylin. Hayatı pause’a falan almadın. Doğru zamanda atılması gereken doğru bir adım var. Dua et ki o adımı doğru zamanda atabil.

Belki de o doğru zamanı kaçırdığımı düşündüğüm için en fazla bu kadar gaz verebiliyorum kendime.

Hadi bakalım.

Daha bugün, yapmam gereken bir sürü şeyi 22Ocak’a ertelemem gerektiğini söyleyen bir mesaj gönderdi evren. Çok garip bugün yapıyordum da o işi. Bir telefon etmem gerekiyordu başlatmak için süreci. Ama ne oldu biliyor musunuz? Telefon etmek için rakamları tuşlarken başım döndü ve ellerim karıncalandı. Cidden! Tabi ki “aa hayır yapamam, evren yapmamı istemiyo, daha vakti değil…” diye aramamazlık yapmadım. Aradığım kişiyle ne konuşacağımı kontrol etmek için siteye tekrar girdim ve bam! 22 Ocak’a ertelendi. Eğer tekrar kontrol etmeseydim belki pişman olacağım bir şey yapacaktım. Belki de pişman olacağım bir şey yaptım. Orasını zaman gösterecek.

Telefondan yazmak heves öldürüyor ve benimki öldü.

Aman senin hevesin de ölmeye pek yatkın.

Evet öyle.

Sesim içime kaçtı – Ne Gerek Var Podcast bölüm 3

https://anchor.fm/negerekvar/embed/episodes/sesim-iime-kat-e2nna0/a-a7feu2

Podcasti dinlerken her ”Böyle” dediğimde bir shot atarsanız podcast sonunda kör kütük sarhoş olmanız garanti.

Gerçi neden bu yayını dinlerken içer bi insan bilmiyorum ama. Çok demişim yani. Şimdi ben söylediğim için ”böyle” kelimesi daha çok gözünüze batacak. Ya da bu bur radyo gibi bir şey olduğu için kulağınıza batacak. Algıda seçicilik gibi bir şey ama tam değil de. Ama öyle işte. Çekmek ve editlemek için 3 saate yakın zaman harcadım. Emeğe saygı. Dinlemeseniz de.

Ne konuştuğumu unuttum. Çünkü dün yayınladım ama burda paylaşmayı unutmuşum. AA dur dur. Günlük konuşmalarda içime içime yani karşımdaki insanın duymayacağı şekilde konuşma huyumdan ne kadar nefret ettiğimden bahsettim.

Podsafe müzik bulmak için çok uğraştım ama değdi.

Kendime yazdım okumana gerek yok

Okuyana hiçbir anlam ifade etmeyecek ama bu seferlik umrumda olmayan günlük vari bir şeyler karalayacağım. Seneler sonra okuduğumda bana anlamlı gelse yeter.

Diş fırçalamak için banyoya girdiğimde, kemoterapi tedavisi gören, kanser teşhisi yeni koyulmuş ve köpeği ile yalnız yaşan yan komşunun kusma sesleri ile irkilmek mesela. Köpeği ile yalnız yaşayan başka bir komşum daha vardı. Yaklaşık 16 sene önceydi. Onlar yaşlı bir çiftti ama. Adam vefat edince, köpeği Oscar ile yalnız kalmıştı kadın. 16 sene önceki o köpeği devasa bir şey olarak hatırlıyordum taaa ki annem küçücük bir şeydi o diyene kadar geçen gün. Meğer ben küçükmüşüm köpek büyük değilmiş. Bahsederlerdi böyle şeylerden. Küçükken dünyanın daha büyük hissedildiğine dair önemsemezdim. Ama o köpeği devasa bir şey sanmamla o zamanki anılarım biraz biraz bir düzene oturuyor. Neyse banyodan sağ salim bir şekilde çıktığını duyana kadar çıkamadım mesela ben de. Ne biliyim ya bayılıp kalsaydı. Gerçi nasıl anlayacaktım ki. Çok korkuyorum bir gün ambulans gelecek kapının önüne diye. Ben daha hiç konuşamadım kendisiyle. Hep kardeşimle denk geliyorlar. O da bana anlatıyor nasıl olduğunu. Dua etmekten başka bir şey gelmiyor elimden de.

Biraz halsiz hissettiğim iki gün geçti gitti. İki gündür evdeyim. Bir sene geçti üstünden ve evde yalnız kalmak artık beni darlamıyor. Yavaş yavaş bitecek. Bekliyorum ben de.

Birinin gülümsemesini ağır çekimde yakaladım dün. Hayır cuma günü. Kameraya değil ama hafızama. Neden bilmiyorum asla kaybolmayacak gibi geliyor.

Ha bir de asla ne konuştuğumu, kelimelerini falan hatırlamadığım toplasan 50 saniyelik falan bir muhabbetim oldu cuma günü. Değişik.

Dün yanlışlıkla instagramımı geri açtım. Aslında yanlışlıkla değil. İçimden bir ses ”Aylin geri açmalısın. Şu an. Evet şu an! Görmen gereken bir şey var!” dedi şöyle bir yarım saat bakındım ama bir şey dikkatimi çekmedi. Tam dedim ki geri kapatayım. Bam! Haftada sadece bir kere kapanabiliyormuş.Ben de normal çıkış yaptım. Haftaya cumartesi akşamına kadar geri girmeden durabilir miyim onu ölçeceğim bakalım. Değişik ya iki aydır instagram kullanmamam üzerine podcast falan çekicem galiba. Çünkü tam iki ay olmasa da bir buçuk ayın üstüne instagramı geri açtığımda aç çocuklar gibi ”Daha çok!! Daha çok!!” diye görebildiğim her şeyi sindirmeye çalıştım ilk 10 dakika. Sonra dedim Aylin ne yapıyorsun? Sakin sakin sadece cidden merak ettiğim hikayelere bakıp insan gibi çıkışımı yaptım. Başkalarının hayatlarıyla kendininkini geçirince senin hayatındaki sorunlar gün yüzüne çıkmıyormuş. Ondan bu son zamanlardaki hallerim. Onun da farkına vardım. Değişik ya. Valla. Çok şey var bu konuda

Yüzümü sivilce bastı. Yarın ya da öbür gün biriyle kahve içmeye çıkabilirim. Sooooo nice timing!

Wacom çizim tableti mi alsam yoksa analog bir fotoğraf makinası mı arasıdayım. Bütçem aşağı yukarı ikisine de yeter ama beş parasız kalmak istemiyorum. Her an iki günlüğüne şehir dışına çıkıp, o iki günü rahat geçirebileceğim kadar paramın olması kenarda beni manevi olarak çok rahatlatıyor.

İki gün demişken. Bir sene önce hayatımda bir daha asla kış turizmine dair bir şeyler duymak istemiyorum diye ağladığım zamanlar geride kaldı. Hala sıcak bakmıyorum. Ama bedava bir tatil fırsatı çıktı karşıma. Kafam çok karışık. Eğer tatile gidersem işe yılbaşından önce başlayamam. Eğer tatile gitmezsem muhtemelen bir hafta sonra bugün hayatımın ilk iş gününe hazırlanacağım. aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa (içimden o kadar yüksek sesle bağırdım ki anlatamam)

Ha bi de fotoğraf makinası demişken ilk kez kendi filmimi tab ettim perşembe günü. Güzel tatlı bir anıydı. Tam öğrendim sayılmaz. Ama pratikle o da olur. Eğlenceli. Kesinlikle güzel bir hobi olabilir. Ama iyi bir makineyle. Benimki analoğun babası gibi biraz. Ama işte çizim de güzel bir hobi. Hatta ilerde para kazandırabilecek bir hobi. Neden olmasın?

Of tabletten önce bilgisayar almam lazım ve 8 milyar vermek istemiyorum bi bilgisayara. Ama vereceğim de gibi çünkü almışken iyisini alayım güdüsü fena ağır basıyo. Ama 8 milyar ne ya!

Tabi ben vermeyeceğim parasını. Bilgisayara katkı sağlayabileceğim bir miktar param var (wacom ve analog makine bütçesi dışında) ama o katkıyı sağlar mıyım bilmiyorum. Cimri bir akrabam var. Onun bu cimriliğini çok anıyorum ama her seferinde öyle olmak istemiyorum diyorum. Ama ona mı dönüşüyorum ne? İlişki anlamında da. İkimizin de öyle spesifik istekleri var ki (onunkiler biraz daha feminist) o yüzden yalnız kalacağız gibi. Nolur olmasın öyle bir şey. Geçen gün D&R hediye çekimi verdim mesela kardeşime. Bunun birini ben harcamıştım al bunu da sen harca dedim. Çok istediğim bir şey yoktu çünkü. Alsam alsam kitap alırdım. Şu sıra yaklaşık bir düzine kitap aldım 3ünü anca okumuşumdur. Ona verdim ben de. Bence bu güzel bir hareketti. iyi ablalık puanı kazandım. Kıyamam kardeşim de gitmiş bana yılbaşı ağacı süsü almış kar küresi şeklinde, nerden aldın dedim, hediyeyi verirken de şey diyo ”Küçük ve gereksiz pahalı şeyler nerden alınır abla? Tabi ki D&R’dan”

Dün evin her odasında dolandıkça evle ilgili memnun olduğum bir şey aklıma geldi  ve bu beni çok mutlu etti. Salona girince küçük olduğu için samimi olması hoşuma gitti, odamdaki lambanın sarı ışığı beni mutlu etti, mutfağımda hiçbir eksiğimin olmaması vs vs. Dün eve karşı büyük bir sevgi geliştirdim yani. Nedeni bilinmez. Garipti. Bir ara koltuktaki minderlere rahat etmek için değil minderi sevmek için sarılmışım galiba. Emin değilim.

Of.

Benim canım günlük yazmak istemiş galiba. Bu yazının çıktısını alıp günlüğün arasına sıkıştırmalı. Hafiften de uykum geldi direk yatağa atlarsam süper olur.

Yaklaşık iki ay önce, salonda ateşler içinde hasta yatarken kardeşimin beni uyandırmadan önce yatağımın üstündeki kıyafetleri alıp, yorganı benim için açtığına tanık olmuştum. Sözde beni uyandıracak. Ben de uykum hiç, bir gram bile açılmadan yatağıma gireceğim. Ya bi de içine yatıp ısıtsaydın beni uyandırmadan önce. Nasıl muhteşem bir hareketti. Hala gözlerim doluyor. Şu düşünceli davranışların yüzde 10’unu bulduğum adamla evlenirim. Tama daha çok yüzde 80 ama olsun. Güzel bir kriter.

Sacconejolly’s dördünü çocuğunu doğurdu. Ne One Tree Hill ne This is us ideal aile Sacconejolly’s! Bi de reality tv programına döndürdü 8 bölümdür. Çayımı demleyip her akşam 25 dakika yarım saat onları izliyorum.

Youtube’a biraz fazla daldım iki gündür. İlişki tavsiyeleri, Sacconejolly’s, animasyon kısa filmler en başta gelen şeylerdi.

Ha bi de Jc olgunlaşmış. O adamın olgunlaşacağı yaşı 45 sanardım ama 27de halletmiş. Sevindim onun adına.

Bu arada Oliver için Pete’den ayrılan Carrie! Artık seni sevmiyorum. Eskiden deli gibi ilham verirdim bana.

Ama kahretsin ki buraya gelip bunları yazmayı da senin bir vlogunu izledikten sonra karar verdim. Vazgeçemiyorum da olaya bak.

2012 ya da 2013den beri yoğun bir şekilde Youtube içindeyim. Eğer 2014’de açtığım kanalı kapatmasaydım şu an hayatım bambaşka bir şeydi. Çok eminim. Yıllar sonra yani yılllllaaar yıllllaaar sonra pişman olacağım tek şey bu olabilir. Bir bu bir de Antalya’dayken birini görmeye gitmemek. Şimdi de Podcast yavaş yavaş bir şey olmaya başlıyor ve Podcast’e başladım. Bu sefer bırakmam gibi. En çok korktuğum şey siber zorbalık. Podcast ise zorbaların dinleyip, zorbalık yapamayacakları kadar sıkıcı bir şey. O yüzden safezone! Yani bırakmam gibi geliyor.

Neyse be! Tek pişmanlıkların bunlar olsun Aylin. Allah daha büyüklerini yaşatmasın. Valla iyi rahatladın. Eğer deftere yazmak zor geliyorsa sık sık buralara yaz. Bundan sonrakileri yayınlama çıktı al ayda bir. Neden olmasın?

(Buradan sonrası robotik bir ses tonu ile okunacak)
Uyarı!
Fazla günlük moduna girdin!
Buradan sonrası burada yayınlamak istemeyeceğin özel konular. O yüzden yazıyı bitirmeniz öneriliyor. Şiddetle öneriliyor!
(robotik ses sonu)

Özlemişim lise zamanlarımdaki günlük bloglarım gibi yazmayı. Ama umarım ilk ve sondu bu.

Ne gerek var podcast – Böyle şeyler beni mutlu eder

Beşinci bölüm gibi görünen bir ikinci bölüm. En başından beri Soundcloud’a yüklüyordum ancak Anchor.fm‘i keşfetmem ile bir baktım yüklediğim podcast hem Apple Podcast‘e yüklendi, hem Google Podcast‘e hem Breaker, Castbox, Overcast, Stitcher gibi daha bir sürü yere yüklendi. Dedim bu işi ciddiye almak lazım biraz daha. Daha çok çekeceğim sanırım.

Bu bölüme gelince.. nadir de olsa alakasız anlarda, alakasız yerlerden çıkan bir şey ile mutlu olabiliyorum. İşte bu alakasız yerlerden mutlu olduğum zamanlar hakkında konuşmak, yine alakasız bir zamanda (kargomu teslim almaya giderken) aklıma geldi.

Ne gerek var bölüm 4

 

Check out my episode “Ne gerek var – Suluboya katılmış muhabbet” from Ne Gerek Var on Anchor: https://anchor.fm/negerekvar/episodes/Ne-gerek-var—Suluboya-katlm-muhabbet-e2kgut

Bu bölüm baştan sona bir app aracılığı ile can sıkıntısından bunaldığımdan çekildi. Sanırım şarkıları dinleyebilmeniz için Spotfy Premium üyesi olmanız lazım.

Bu podcast olayını kolaylaştıracak her türlü denemeyi yapıyorum şu an.

Suluboya yaparken boooommboşşş konuştuğum için bölümün adı “su(luboya) katılmış muhabbetler”. Sanırım bu bölümü dinlemek isteyenleri vazgeçirmek için yeter.

https://anchor.fm/negerekvar/embed/episodes/Ne-gerek-var—Suluboya-katlm-muhabbet-e2kgut/a-a6km50

Sevgili Kasım – 3

En son sana yazdığımda, “daha bunlardan 11 tane yapmam lazım!” diye dert yandığım şey bitti. Bi kısmı aceleye gelse de içime siner gibi olan şeyler ortaya çıktı. Sindi mi emin değilim. İki gün sonra başkalarının da içine sindi mi onu göreceğiz. Bence onlar da emin olamayacak ve ilk 4te bile olamayacağım. Katıldığınız için teşekkürler belgesi ile yetineceğim. Üzülmem diyemem üzülürüm. Çünkü bir hafta evden çıkmadım resmen onlar için. O tasarımları yaparken dinleyecek podcast veya müzik kalmadığı için de kendi sesimi biraz fazla dinledim ve kafayı yemenin eşiğine geldim.

Neyse şimdi sağlamım. (Olabildiğince)

Sen gelince havalar da etkisini göstermeye başladı. Şu an hava muhabbeti yaptığıma inanamıyorum ama öyle. Çünkü nedenini çözemediğim bir düşüş içindeyim modsal olarak ve havalara bağlıyorum bunu. Elimden başka bir şey gelmiyor.

Kasımda aşk başkadır filmini biliyor musun? Bayaa lafı dolanırdı evet. Gariptir ki bu sene hiç duymadım ama bu filmin adını. Galiba insanlar bunaldı aynı geyikten ya da ben sosyal medya kullanmayı iyice azalttım gözüme çarpmadı. Sosyal medyada geçirilen saatlerin toplamı hayatımın günlerine eşdeğer olduğunu anladığımdan beri (special thanks to iphone’s ekran süresi bölmesi) azaltmaya çalılıyorum bunu. Şimdilik kişisel instagram gitti. Çizer takip ettiğim duruyor ama onda da gün içinde beş dakikadan fazla takılmıyorum galiba. Sıra twitterda ama onu silersem tuvalette okuyacak bir şey bulmam lazım. Belki Episode oyununa geri dönerim. Bilmiyorum.

Ne diyorduk? Kasımda aşk başkadır… Başka mıdır göreceğiz sanırım. İnanmak istediğim bir şeyin peşinden koşuyorum. Şansa bak ki bu da sana denk geldi Kasım. Neyse eğer her şey umduğum gibi gitmezse geriye kalan parçalarla sen uğraşmayacaksın en azından. Aralık uğraşır onlarla..

Kasım. Nolur bak. Senden istediğim tek bir şey var. Beni Aralık boyunca mutlu tutacak kadar hayat enerjisi ile doldur geri kalan günlerinde. Bir yeni yıla daha depresyonda giremem. Bunu kaldırabileceğimi sanmıyorum.

Sevgili Kasım – 2 –

İkinci mektubuma başlarken şunu söylemek istiyorum İki gündür evden çıkmadan uğraştığım bir tasarım içime sinen bir şekilde bitti! Bitti dediysem aynısından 11 tane daha yapmam lazım ama olsun. Şampanyalara gerek yok tek istediğim uyumak.

Yoo uykusuz değilim aslında. Hafif bir düzensizlik var ama idare edemeyeceğim bir şey değil. Geri kalan 11 tasarımı yaparım yapmasına ama şu iki gün yalnız kalmak artı pms beni depresyonun eşiğine getirdi. Kendimle mutlu değilim şu sıra. Kendimle vakit geçirmekten falan değil aman ha! Düşünsene son podcastimde kendi kendime vakit geçirmenin bana nasıl yaradığını anlatmamın üstünden bir ay geçmeden mutlu değilim diyorum. Ama öyle bir şey değil. Başkalarının arasındayken durduğum konumdan mutlu değilim.

Klasik okul bitti iş telaşı stresi olsa gerek üzerine mum diken. Neyse zorunluluktan ya da sadece benim desteğimle hayatımda kalanlardan uzaklaşma kararı aldım. Muhtemelen bir sonraki mektubuma kadar vazgeçeceğim ama bu akşam böyle.

Her neyse!

Moralim yerinde değilken TAM OLARAK ihtiyacım olan şarkı listesini karşıma çıkaran evrene teşekkürlerimi sunarak bitireceğim sözlerimi zira  belim kopmak üzere. Bir süre daha bilgisayar karşısında oturursam kalıcı hasar oluşacak. Bundan sonraki 11 tasarımın daha iyi ilerleyeceğini umuyorum. Fingers crossed

Sevgili Kasım

Ekim’e veda etmek için geç kaldım bari sana zamanında hoş geldin diyeyim..

Hoş geldin.

Kararsız durumdayım. Hoş geldin dedin, hadi şimdi sütünü içerken kitabını oku, sonra vakitlice uyu diyor bi tarafım. Diğer tarafım ise yazman lazım diyor. Çünkü cidden içimden gelmeden yazdığım hiçbir şey güzel bir sonuca ulaşmıyor. Ama bugün aklıma bir fikir geldi. Daha doğrusu farkına varma anı yaşadım. Galiba bir konu üstüne yeteri kadar uzun konuşursan o konu mutlaka çözüme kavuşuyor. Bazen 10 dakika bazen 1 saat.. Ama ne olursa olsun, cidden kendine dürüst olarak, kendinle konuştuğunda farkına varıyorsun bir şeylerin. Bunu bir podcast fikrine döndürebilir miyim diye düşünüyorum. Mesela benim için uzun zamandır sorun yaratan bir durumu, kendimle alakalı elbettte, çözüme kavuşana kadar konuşsam gerçekten çözüme kavuşur mu?

Fikir olarak belki yapılabilir ama kendimle ilgili bir meseleyi bir de üstüne üstlük tek başıma konuşurken kim beni dinler acaba?

Ne kadar çok kendim dedim. Şu sıra egom zarar gördükçe kendi kişiliğim de zarar görüyormuş gibi hissettiğim bir kaç hafta yaşadım. O yüzden her hareketimi sorgular durumdayım. Şimdi neden böyle dedim, burada ne demek istedim diye alıngan bir sevgili gibi laflarımın altında anlam arıyorum.

Baksana Kasım.. Mektubun başından beri sana sıra gelmemiş bile. Gerçekten ben demeyi bırakmam lazım. Ve bırakıyorum.

Sen gelince ben bi afalladım ama. Hala atlatamadığım bir olay var ve sen gelince fark ettim ki neredeyse bir yıl olacak, o olayın üstünden zaman geçeli. Koskoca bir sene geçmiş olmasını kabullenip bir daha ne kendimle ne başkasıyla konuşmayacağım bunu artık. Karar verdim.

İçim sıkkın. Bunu söyleyerek bitirmek istemiyorum ama pms’in de çok büyük rolü olduğunu tahmin ettiğim bir moralsizlik var üstümde. Üzgünüm seni böylesi kısık bir ses tonu ve asık bir suratla karşıladığım için. Belki de kitabımı okuyup, daha huzurlu uykuya dalmam için hala vakit vardır. Sütüm bitmedi çünkü..

sevgili ekim

Geçmiş blog maceralarımda ya da günlüklerde kardeşin olan aylara yazdığım çok mektup var. Sayıca Aralık’a biraz torpil geçmiş olabilirim ama mazur gör. Sonlar ve başlangıçlar ile çok ilgilisi olduğu için hep dertleşecek çok şeyimiz oldu Aralık ile. Sanırım seninle ilk defa mektuplaşıyoruz. O yüzden merhaba.

Ve güle güle. Çünkü gitmene çok az bir süre kaldı. An itibari ile 47 saatten biraz fazla.. Ama sen gitmeden hayatımla ne yapacağıma karar vermem lazım gibi bir baskı oluşturdum kendime. Bu baskı aslında seninle dertleşme hissi uyandırdı. Bu baskı yüzünden buradayım.

Ama şunu söylemem lazım ki ilk gününden itibaren hayatımla ilgili her şeyi yavaştan almama izin verdin, hatta buna yüreklendirdin beni. Şimdi anca anlıyorum ki böyle olması gerekiyormuş. Çok büyük bir felaket yaşanabilirdi eğer daha hızlı hareket etseydim kararlarımda. O yüzden bir teşekkürü borç bilirim. Bir de şu önümüzdeki 47 saatte yavaştan almakla çok iyi yaptığım konuyu bir sonuca bağlamama yardım etsen var ya! En sevdiğim ay olursun  bak. Çocuğumun adını bile Ekim koyarım. Büyük konuştum ve artık yazıya bile geçti geri dönüşü yok. İstersen bi’ yardım eli uzat. Uzatmazsan da canın sağ olsun. Kasımla biraz ters düşerek başlarız günlerimize ama zamanla düzelir onla da aramız. Biraz belirsiz konuştum sanki ikimiz dışında bunu okuyacaklara.. O yüzden başka konulara geçiyorum.

Koskoca yaz boyunca yanımda süründürdüğüm kitabı seninle birlikte bitirdim. Hatta hızımı alamadım üçüncüsünü bitiriyorum. Teşekkür ederim kitap okuma alışkanlığımı geri kazanmama yardım ettiğin için.

Kardeşimle beraber yaşamaya başladık sen geldiğinde. Sen gidiyorsun ve biz hiçbir sorun olmadan beraber yaşamaya devam ediyoruz. Tahtalara vurup, nazar duaları ederek terk edersen buraları memnun olurum.

Saatin geç olmasından kaynaklı, yarın devam etmek üzere şimdilik ayrılıyorum bu satırların başından.

until tomorrow..